Atalet

December 5, 2016

 

 

Türk Dil Kurumu'na göre;

 

1. isim Tembellik
"Sabah ataletiyle gezinerek kirli karyolasından sıyrıldı." - H. R. Gürpınar

2. İşsizlik, işsiz kalma

3. İşlemezlik

4. fizik Süredurum 

(bkz:http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&kelime=ATALET)

 

olarak açıklanabilir. Bir çok kaynaktan özellikle internetten bu konu hakkında yeterli bilgiye sahip olabilirsiniz. Kişisel gelişimciler, psikologlar, dil bilimciler gibi değişik perspektiflerden konuya çok güzel açıklama getirmişlerdir. Açıkcası bende ciddi ölçülerde yararlandım. Hepsine teşekkür ederim. Ancak bu yazımda atalet denilen bu durumu bir yaşam koçu olarak, gerek kendi deneyimlerimden, gerekse danışanlarımın deneyimlerinden edindiğim gözlemlerim sonucunda değişik bir bakış açısı ile sizlere aktarmak istiyorum. İnanıyorum ki  faydası olacaktır. İlgilendiğim atalet vakalarından elde ettiğim tecrübe benim için çok değerlidir.

 

Atalet, bir kaç sebebi ve kaynağı olan farklı evreleri olan bir hastalık aslında. Bizimle birlikte yaşayan ve fırsat kollayan bir gölge gibi. Bir başarısızlık, beğenilmeme, utanma, kızma, küsme ve/veya birini cezalandırma (eylemsizlik haline geçerek) gibi kimi depresif, kimi geçmişten sırtımızda taşıdığımız ve bir türlü affedemediğimiz/yüzleşemediğimiz travmalar gibi psikolojik sebeplerin tetiklemesi sonucu devreye girer. Aynen öyle. Atalet, yoldan geçerken ya da bir şeye dokunduğunuzda size bulaşan bir şey değil. Zaten insanın içinde olan bir durma hali. Yaptığınız hiç bir iş aileniz tarafından beğenilmez ve takdir görmezse, küsüp atalete geçme olasılığınız çok yüksektir. 'Madem bütün bu çabalarım anlamsız o zaman neden uğraşıyorum ki...' Evet, bu duyguyu şu anda bu yazıyı okuyan hatırı sayılır bir çoğunluk mutlaka hissetmiştir, hemde birden fazla. Aman yanlış anlaşılmasın, bu duyguyu hisseder hissetmez anında atalet durumuna geçersiniz demiyorum. Bu sadece tetikleyici sebeplerinden biri. Bir başka örnek verelim; Çalıştığınız iş yerinde bir çok göze girebilecek  kendinize göre çok başarılı aksiyonlar almışken  hala mevkiniz aynı, maaşınız aynı ve kariyeriniz ile ilgili hiç bir ilerleme kaydetmiyorsunuz ve  iyice umutsuzluğa kapıldınız, dingggg... Bilin bakalım ne oluyor? Evet, atalet:) Neden? Çünkü sonuç yok. Sizinle aynı yerde aynı mevkide çalışan başka biri sizin hayalini kurduğunuz ilerlemeyi çoktan kaydetmeye başlamış. O zaman zihninizde oluşmaya başlayan düşünce yapısı 'Nasıl olsa bir işe yaramıyor, bırak gittiği yere kadar yolu var'. Şimdi ben sizin çok vaktinizi almayayım zaten aklınızda bir şeyler oluşmaya başlamıştır örnekleri çoğaltabilirsiniz. Dedim ya zaten hepimizin aşina olduğu bir durum bu. Bu sebeblerin bir başka boyutu ise simbiyotik bağların muhatap olduğu bir versiyon. Cezalandırma. Evet, cezalandırma. Yine iş yerindeki tetikleyici ile benzer bir formatta gelişen bir duygu. Anne-baba yaptığınız herşeye eleştirel yaklaşıp sizi destekleyecekleri yerine sürekli beğenmez ve aşağılayıcı buluyorsa o zaman 'ben de hiç bir şey yapmıyorum işte' pozisyonuna geçiyorsunuz. Böylece nasıl olsa her durumda beğenilmeyip aşağılanacağı için 'sizin yüzünüzden hiç bir şey yapmayacağım ve bunun sorumlusu sizsiniz' mesajını vermek için bunu yapıyorsunuz. Tabi bu örnek üzücü bir seviye. Çünkü bunun reaksiyonu o anda değil çok daha ileri yaşlarda da görülebilir.

 

Sebepleri ile ilgili kısa bir girizgah sonrasında başlangıç seviyesi diye benim adlandırdığım birinci seviye başlıyor. Genelde bu kişinin atalete düştüğünün farkında olmadığı bölgedir. Birey kendisini bahar yorgunluğu, iş yorgunluğu, hava değişimi diye adlandırdığı bir yavaşlama döneminde bulur. Bu olasılığı çok yüksek bir durumdur. Hemen hemen hepimizde yaşanabilecek bir dönemdir. Fakat normal şartlar altında  bunun çok uzun sürmemesi gerekmektedir. Bahsi geçen süre bahar yorgunluğu süresini geçmeye başladığında benim ikinci seviye dediğim kişinin kendini toparlayamadığı bölüm başlamış demektir.

 

Bu bölümde birey artık atalette olduğunun farkında olmadan hareketsizlik durumuna adaptasyon halindedir. Farkında olmadan bu sürecin içinde yaşamaya başlar. Çok efor sarf ettirecek, yoracak, zaman harcanacak hiç bir işe bulaşmak istemezler. Genelde kendilerini hipnotize edecek, oturduğu ve hatta yattığı yerden kendisini oyalayabilecek aktiviteleri (tv, bilgisayar vb.) tercih ederler. Bu zaten yeteri kadar depresyonu işaret etmektedir. Artık çevresinin de dikkatini çekmeye başlamıştır. Yakınlarının bu hareket etmez tutumuna karşılık takındığı eleştirisel tavır kendisini daha çok iç dünyasına itmeye başlar. Sonra üçüncü evre sahneye çıkar. Bu durumdan keyif alma.

 

Maalesef bu dönem gerçekten kapalı bir dönemdir. Birey artık bu atalet pozisyonundan hoşlanıyor, zevk alıyor ve çıkmak istemiyor. Bu şekilde miskin yaşamak, sorumluluk almamak, sorumluluk almadığı için suçlanmamak, bir yere yetişmeye çalışmamak, bir şeyleri yetiştirmeye çalışmamak, yorulmamak, zorlanmamak, mücadele etmemek. Evet birey artık bu durumu benimsemiş. Çünkü eski inançlarından ( ne yapsam başarılı olamıyorum, ailem yaptığım hiç bir şeyi beğenmiyor, karım zaten beni yeterli bulmuyor, ne kadar çalışsam patronun gözüne giremiyorum) ötürü bu durumdan hoşlanıyor ve yeni inançlar ediniyor. İşte burada dördüncü evre başlıyor.

 

Dördüncü evrede yeni inanç kalıpları kişinin bulunduğu atalet durumunu destekleyen, legal kılan holigan provokatörü olarak iş başında. Aynen. Kişi artık atalet pozisyonuna sahiplenip sorumlu olduğu çevreye karşı savunma haline geçiyor ve bahaneler eşliğinde kanının son damlasına kadar atalette kalmasını savunmaya başlıyor. 'Ben yalakalık yapmadığım için patron beni yükseltmiyor. Beni siz bu hale getirdiniz yaptığım hiç bir şeyi beğenmediniz. Çalışarak bir yere varılmaz, benim zaten şansım yok. Ne yapayım yanlış evlilik yapmışım' cümleleri devreye girmeye başlar. Artık hedef de yoktur. Ulaşılması gereken bir vizyon ve onu takip edecek bir misyon. Yani ATIL... Gördüğünüz gibi inanç kalıpları değişti, vizyonunu unuttu, yaşam amacını, onu hayata bağlayan herşeyi bir kenara itti. İnanın bana bu durum insanı ciddi depresif hale sokabilir. 

 

Şimdi bu kişiyi hayata döndürebilmek için  motive etmek gerekmektedir. Ona kim olduğunu hatırlatmak, onu durduran, engelleyici inançlarını tekrar gözden geçirerek, hayattaki amacını hedefini yeniden belirlemesini sağlamak, kişiyi kendisi yapan değerleri, zayıf ve güçlü yanlarını ona tekrar göstermek, kısacası hayatını yeniden bir çerçeveleyip, nasıl başladığını, nereden geçtiğini ve şu anda nerede olduğunu ona aynalama yaparak bulunduğu durumun farkındalığını yaşatmak gerekmektedir. Bu üzerinde çalışılması gereken başlı başına bir vakadır. 

 

Bir kaç danışanımla (etik olarak detay vermeden konuyu yüzeysel olarak geçeceğim), bu atalet durumundan çıkma çalışmasında bulundum. Benim için de çok meydan okuyucu bir deneyim oldu. Açıkcası benim kişisel ve mesleki gelişimim içinde bulunmaz bir fırsat. Zira kaygan bir zemin üzerinde dans etmek gibi bir şey bu. Kişiye yaklaşımınız, sağlanan samimi güven ilişkisi, kişinin ataletten çıkmak istememe riski,  bulunduğu hassas psikolojik ruh halinden kaynaklı ona yaşatabileceğiniz alınganlık, korku, çekince olasılıkları yüzünden yanlış algılayacağı herhangi bir farkındalık kişinin hiç de ihtiyacı olmayan bir sonuç üretebilir. Neyse ki, yüzde seksenbeş oranında bir başarı grafiği elde ettim.  Bu benim için çok büyük bir mutluluk.

 

Zaten koçluk siz istediğiniz zaman işe yarar. 

 

 

Ataletsiz bol hareketli günler dilerim.

 

Cem Galip KAHVECİ, PCC

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Tanıtılan Yazılar

Feedback/Geri Bildirim

December 21, 2016

1/4
Please reload

Son Paylaşımlar

December 21, 2016

December 13, 2016

December 5, 2016

Please reload

Arşiv
Please reload

Etiketlere Göre Ara
Please reload

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
  • CGK COACHING TV
  • Twitter Social Icon
  • Facebook Social Icon
  • LinkedIn Social Icon

0212 864 00 62

professional-certified-coach-pcc-4.png

© 2016 All Rights Reserved by CGK Coaching.