Gerçekten Yönetici misin?-1

September 21, 2017

Genç yaşlarımdan itibaren yöneticilik pozisyonlarında çalıştım. Az nüfuslusundan başladım doğal olarak. Seneler geçtikçe ve tecrübelerim arttıkça daha büyüklerine talip oldum. Altı çizili kelimeye dikkat! Ön görüsü yüksek olanlar anlamıştır :) 

 

Tabi zaman geçtikçe bu pozisyonlar teklif edilmeye başlandı: 'Hadi, sen bu işi yaparsın, bu işin altından kalkacak tek adam sensin, senden iyisini mi bulacağız' uzarda uzar bu gazlamalar. E ama öyle... Ben oyunun kuralını öğrenmeye başladıktan sonra bu sefer keyfini çıkartmaya başladım. Bu cümlenin devamını yazının sonuna bağlayacağım, bilginize.

 

Efendim, yöneticilik denen şey aslında etrafınızdakilerin sizi yönetme oyunudur. Onlar tüm kuralları koyarlar, menfaatleri doğrultusunda sizi güdümlerler, hazırlarlar sonra salarlar. Sizde o heybet ile başlarsınız esmeye gürlemeye. Ne kadar sesiniz çıkarsa o kadar alkış alırsınız. O alkışlar ve teveccühler sizi bir şişirir yere göğe sığamazsınız. 

 

Bazen aklınıza gelir tam işleri düzeltecek bir soru sormaya ya da rapor istemeye kalkarsınız, o her işi joker gibi yapan asistanınız veya size en yakın kişi 'hiç merak etmeyin ben o işi hallettim/halledeceğim, siz endişelenmeyin' türevinde cümleler kurar. Bu sayede sizin hükmetme ve işlerinizi halleden birileri olduğu hissiyatını en derinden yaşatırlar. 

 

Artık işlerinizi kendi inisiyatiflerini kullanarak yapan birileride olduğuğuna göre sizin bir şey yapmanıza gerek kalmaz. Arada bir kahve içip, zamanla seyrekleşen toplantılar düzenleyip sahnelerde görünürsünüz sonra tekrar odanızda izole hayatınıza devam edersiniz. 

 

Nereye kadar mı? Haaa işte bu biraz üzücü olabilir. Hazır olun...

 

Bu olay, departmanınızda bir kriz patlak verdiğinde, eğer şirket genelini yönetiyorsanız hissedarları mutsuz edecek grafikler önlerine geldiğinde ya da şirket sahibi iseniz..... Artık boşluğu siz doldurun.

 

İşte o an geldiğinde ya işinize son verilir veya ticaretiniz sona erer. 

 

Veeee, birileri suçlayacak kişiyi zaten biliyordur. Çünkü başta siz varsınız. Hani nerede o sizin her işinizi halleden acar yardımcınız ve etrafınızdakiler?

 

Onlar senelerce aynı yerde dururlar. Yönetimler gelir geçer ama onlar hep oradadır. Çünkü sizin başarısızlığınızın mimarları aslında onlardır. Onlara sorsalar 'Vallahi ben çok söyledim ama beni dinlemedi, ben zaten biliyordum böyle olacağını, zaten bu işin adamı değildi' cümlelerini büyük bir otorite edası ile söylerler. Ama maaş çekleri hala yatmaya devam eder.

 

Yazmaya devam etsem eminim bir kitap çıkar bu konu hakkında. Aaaa iyi fikiiirr :)))

 

Herneyse. Bu konunun üstesinden gelinemez mi? Elbette gelinir. Gelenler nasıl geliyor. Sonuçta yukarıda yazdıklarım herkes için geçerli değil. 

 

1- Öncelikle yönetici adaylarının veya hali hazırda yöneticilik yapanların mutlaka ve mutlaka kendilerini geliştirme faaliyetlerinde bulunmaları gerekiyor.

            a-Kişisel Gelişim

            b-Yönetsel Gelişim

            c-Sektörel Gelişim

 

Kişisel Gelişim; davranış örgüsünü, sosyal iletişimi, yeniliklere açık olmayı, algıların düzenlenmesini ve farkındalıkları, 

 

Yönetsel Gelişim; yönetim becerilerini, takım çalışmasını doğru koordine etmeyi, daha pozitif yaklaşımlarla performansı artırmayı, enerjinizi doğru ve yerinde kullanmanızı, kriz yönetimi, zaman yönetimi gibi yönetici reflexlerini düzenlemenizi,

 

Sektörel Gelişim; ticari ve mesleki olarak yenilikleri, gelişmeleri takip ederek, rekabetinizi güçlendirmenizi sağlayacak faktörlerdir.

 

2- Profesyonel destek, artık günümüz dünyasının vazgeçilmezi.

Bir yönetim danışmanı ya da bir yönetici koçu, sizin odaklanmanızı, farklı bakış açılarını yakalamanızı, hedeflerinizi netleştirip şuanda bulunduğunuz konum ve varmak istediğiniz nokta arasındaki yol haritanızı önünüze sererek yüksek bir katma değer sağlayabilir. Motivasyonunuzu ve iş performansınızı artırabilir.

 

3- Elinizi işinize bulaştırın.

Aman ha yanlış okumayın! Elinize yüzünüze bulaştırın gibi algılanmasın. Yani astlarınızdan daha fazla işinizle ilgilenin. İşinize hakim olun. Ne yapıldığını, görevlendirdiklerinizin nasıl çalıştığını, üretim, sunum, satış sürecinin nasıl geliştiğini, müşterilerden alınan geri bildirimleri ve Müşteri İlişkileri Yönetimi ( CRM ) ni iyi takip edin. Bizzat takip edin.

 

4- Sezgilerinizi güçlendirin. 

Sezgi sanılanın tam aksine çok kuvvetli bir enstrümandır. İyi kullanıldığı takdirde faydalanma olanağı yüksektir. Tabi bunun için çok iyi bir bakış açısı, dinginlik, tecrübe gerekir. Öyle holografik, durugörü gibi fantastik StarWars senaryolarından daha farklı bir şey. 

 

Sezgi sizi dürter. Uyarır. Birden bire gelir. Siz onu algılama yeteneğiz ile farkına varırsınız. Ondan sonra kullanıp kullanmamak yine sizin elinizde. Çünkü bu birazda kendine güven ve cesaret işidir. Düşünsenize sadece bir sezgiye güvenip kararlar almak pek müsbet olarak algılanmasada, sezgilerine güvenip hareket eden bir çok efsane ve başarılı insanlar biliyoruz öyle değil mi?

 

Sezgisel yaklaşım ya da sezgisel davranış kişilik tiplemelerinde  litaretürde yer alan bir konu aslında (Sensing (S)/ Intuition (I) types /16-Kişilik Tarifi).

 

Net bir şekilde belirtmeliyim ki, başarılı liderler sezgileri kuvvetli olanlardır.

 

 

5- Görevinizi ve sorumluluklarınızın ne olduğunu net bir şekilde belirleyin.

Bu sayede üzerinize vazife olmayan, sizi aşan ve/veya sizi ilgilendirmeyen hiç bir şeyin sorumluluğunu almamış olursunuz. Bu sizi dengede tutar. Odağınızı güçlendirir, ne yaptığınızı bilirsiniz.

 

6- Geri bildirim.

Mutlaka geri bildirim alın ve verin. Bu size etrafınızda neler olup bittiği konusunda fikir verir. Geri bildirim çok önemli bir aynadır. Size kör noktaları yansıtır. 

 

7- Raporlama.

Çalışanlarınızdan, astlarınızdan mutlaka yazılı olarak raporlama alın ve üstlerinize de aynı şekilde verin. Bu durum değerlendirmesi yapılırken daha net bir görüş sağlar. Aynı zamanda 'ben öyle dememiştim' karmaşasını da ortadan kaldırır.

 

8- Sizin için çalışanları ve sizden sonra gelenleri yetiştirebilecek kadar işinizi bilin ve kendinizi geliştirin. 

Bu çok kıymetli bir erdemdir. Size bağlılık duyarlar, saygı duyarlar. Böylece işinize de hakim olmuş olursunuz. İnsan odaklı liderliği benimseyin.

 

Öyle yöneticiler biliyorum ki, kendi yerini sağlama almak için kimseye hiç bir şey öğretmezler. Buna sizde tanık olmuşsunuzdur:)

 

9- Bir personelinizin hatasını yakaladığınızda hemen operasyona geçmeyin.

İnsanların ortasında küçük düşürmeyin. Kendinize güvenin. Nasıl olsa kontrol sizde bunu unutmayın. Bir süre hissettirmeden takip edin ve bir şans tanıyın. Daha sonra birebir görüşün. Amacını sorun. Hatayı yaptığının farkında mı değil mi? Değilse zaten düzeltmek için zaman isteyecektir. Eğer farkındaysa bu hatayı (ya da uygunsuz davranışı) yapmasının onun hayatına ve amacına ne gibi etki edebileceğini ona düşündürün. İşte burada sizin sezgileriniz devreye giriyor. Bu kişinin samimiyetini sezgileriniz ve tecrübeniz ile ölçersiniz.

 

10- Kimseye şahsi işlerinizi vermeyin.

Kimse sizin şahsi işleriniz yapmak için işe alınmadı (kişisel asistanınız hariç). 

 

Herkesin -sizin bile- bu şirkette/organizasyonda belli görevler için çalışıtığını ve herkes bu takımın parçasıdır, hepimiz aynı amaç için çalışıyoruz vurgusunu inanarak vermek gereklidir. Bu yüzden herkese eşit uzaklıkta olmalısınız.

 

 

Bu maddelere daha devam edeceğiz.  

 

Yaptığım yönetici koçlukları esnasında karşılaştığım bir çok ilginç tablo var. En sık karşılaştıklarımı sizlerle maddeler halinde paylaştım.

 

Gelelim başta ki cümlenin devamına.

 

''Ben oyunun kuralını öğrenmeye başladıktan sonra bu sefer keyfini çıkartmaya başladım'', diye yarım bırakmıştım hatırlayacaksınız. 

 

Tabi genç yaşta başlayınca bu Game of Thrones'a bir çok şeyi yaşayarak öğreniyorsunuz. Hayatta kalmak için öğrenmek zorundasınız. Eh biraz da canınız acıyor hani, yalan yok şimdi. Daha sonra oyunun kurallarını öğrendiğinizde başlıyorsunuz sizde oynamaya, öğrenmenin dayanılmaz hafifliği ile... Eğer ki değerlerinizle örtüşmeyen (doğru ya da yanlış demiyorum, sadece size göre uyuşmayan) bir durum ile karşılaştığınızda elinizde sadece seçimleriniz oluyor. Sonrası sizin kararınız...

 

Artık yöneticiliğe talip olmuyorum. Şimdi bana yöneticilik ile ilgili yaklaşanlara diyorum ki, ben istemiyorum ama isterseniz size koçluk hizmeti verebilirim:)))

 

Devamı var...

 

 

Cem Galip KAHVECİ, PCC

Profesyonel Yönetici Koçu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Tanıtılan Yazılar

Feedback/Geri Bildirim

December 21, 2016

1/4
Please reload

Son Paylaşımlar

December 21, 2016

December 13, 2016

December 5, 2016

Please reload

Arşiv