• Cem Galip KAHVECİ, PCC

DEĞİŞİM YÖNETİMİ


Özellikle son dönemlerde pek sıklıkla duyduğumuz bu kavram fazlasıyla kafa karışıklığına neden olmaya başladı. Oraya çekiyoruz olmuyor, buraya çekiyoruz olmuyor. Karizmatik görünmek isteyenler de kullanıyor, profesyonel takılanlar da... Niye kafamız bu kadar karışıyor? Daha doğrusu kafamızı karıştıran ne? Önce şu kavaramı bir masaya yatıralım ve içinde geçen her iki kelimeyi de ayrı ayrı inceleyelim. Ne dersiniz?

Ben ‘Yönetim’ den başlamak istiyorum izninizle.

Yönetim kelimesinin kendisi zaten derince bir konu. Bununla ilgili bir çok kuram, literatür, disiplin, yöntem, felsefe vs. var. Takdir edersiniz ki, şimdi bunları tartışmaya başlasak yazının amacına ulaşmasına çok uzak kalırız. Ama biz ilk akla gelen ve gerek profesyonel gerek özel bağlamda kendi hayatımızda da deneyimlediğimiz önemli bir noktadan başlamayı daha uygun gördüm.


Profesyonel hayatımızda bir çok kez tanık olduğumuz yönetsel işlevlerden başta geleni; süreçte işlevselliğini yitirmeye başlamış ya da yitirmiş olanı değiştirme fonksiyonu. Hatta bu fonksiyonu özel hayatımızda da defalarca devreye sokarız. Belki de en kestirme ve tek çıkar yol olarak bunu görürüz. Öyle değil mi? Artık sizin üretim kapasitenize katkı sağlamayan bir makineyi, cihazı, taşınmazı vb. bir çok şeyi bir üst modeli veya yenisiyle değiştiririz. Hatta personeli bile... Hatta üst otorite tarafından yönetimin kendisi bile değiştirilir. Neden? Çünkü artık sizi hedeflerinize taşıması ile ilgili bir yetersizlik, uygunsuzluk yani kısacası işlevsel bir sınırlılıktan ötürü. Özel hayatınızda da böyle. Beyaz eşyanızı, bilgisayarınızı, arabanızı, ayakkabınızı ve hatta...:) Yok canım o kadar da değil :))) Her neyse konumuza dönelim. Yönetsel faaliyetlerde bu kadar çözümcül olan bu değiştirme fonksiyonu konunun öznesi haline gelince nasıl çalışacak? Kavram karmaşasının merkezi bence bu iki kelimenin yer değiştirmesinden çıkıyor. Değişimi yönetmek? Yani bunca zaman yönetmek için değiştirirken değişimi nasıl yöneteceğiz?

DEĞİŞİM/DÖNÜŞÜM isimli kitabımın ana temasını oluşturan bu konuyu orada da detaylı bir şekilde ele aldım. Bu yazımda da bir kaç noktaya değinmek istiyorum. Öncelikle değişim, hepimizin her yerde istesek de istemesek de sürekli karşımıza bir dolu aforizmalarla karşımıza çıkıyor. Bunların en yaygın olanlarından biri de ‘Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir’. Katılıyorum, aynen öyle. Acaba bu kadar yeterli mi? Yani, değişim, gerektiğinde gelip her şeyi birden bire değiştirip bir evvel ki şeyin yerine başka bir şey ortaya çıkacak.

Elbette bunların hiç biri değil.

Değişimi yönetmek çok ama çok ciddi bir iş ve süreçtir. Bence hayattaki en ciddi işlerden biridir. Evet, bu konuda çok iddialı bir söylem oldu ama öyle maalesef. Özellikle global gündemimiz tüm dünyaya bu konuda sert bir şekilde meydan okuyor. Hadi bakalım bu değişimi yönetecek misin, yoksa...?


Nereden başlayalım?

Öncelikle mental anlamda değişim kavramına kendimizi iyi adapte etmek gerekiyor. Çünkü kelimenin öz anlamının net bir şekilde ifade ettiği gibi bir öncekinde farklı bir şeyler olacak. Bu yeni şey artık eskisi değil. Bunun içinde alışkanlıklarınız, değerleriniz, rutinleriniz kısacası her şey var. Yani mental olarak bu duruma uyumlanma konusunda kendinizi hazırlamalısınız.

Durum analizi yapmak bir sonraki adım için sağlıklı bir seçenek olacaktır. Ortamın, piyasanın, sosyo-ekonomik coğrafyanın, hatta coğrafya derken günümüzü de hesaba katarak tüm dünya koşullarının güncel fotoğrafını çekmek çok daha iyi olur diye düşünüyorum.

Daha sonra değişim ile fikirler geliştirmeliyiz. Yani değişime neden ihtiyacım var, neleri değiştirmem gerekiyor, ne kadar değiştirmem gerekiyor, bu değişim bana ne katkı sağlayacak?

Planlama, zaten her projenin en önemli aşamalarından biridir. Nereden başlamanız gerektiğini, nelere ihtiyacınız olduğunu, bu ihtiyaçların temin yolları, desteğe ihtiyacınızın olup olmadığı -ki mutlaka var- ve bu desteği nereden bulacağınızı, sürecin işleyişi ile ilgili detaylar, hatta finansman gibi bir çok stratejik kararların verildiği aşama. Eylem planları hazırlamak bir diğer madde olabilir. Mevcutlar ve ihtiyaçların sıralamasını iyi yapıp, süreci harekete geçirecek dinamiklere karar verip sürekli anlık kontroller ile ilk adım atılabilir.

Anlık kontrol kısmına ayrıca değinmek istedim. Özellikle şu anda yaşadığımız pandemi şartlarını da dikkate alırsak, sabit bir platformdan bahsetmiyorum. Burada platform tüm dünya oluyor, yani o kadar büyük. Normal şartlarda değişim yönetiminde referans olarak kabul edebileceğiniz öncüller ve sabitler vardır ve bu ölçeklerde her türlü stratejik dizaynı yapabilirsiniz. Ama günümüzde sizinle birlikte değişen bir de ortam var. Yani referans noktaları sabit değil! Lütfen bu cümleyi dikkate alalım. O yüzden desteğe ihtiyacınız mutlaka var dedim. ‘Bilmediğiniz denizde mutlaka kılavuza ihtiyaç vardır.’ Bu da benim aforizmam olsun:)

Tüm bunları yaparken tüm kaynakları tüketmeden yedekli gitmekte fayda görüyorum. Biraz evvel de söylediğim gibi sabit bir platform yok her an her şey değişiyor. Önemli olan dengede kalabilmek!

Eğer bu yazdıklarım çok kalabalık ve yorucu geldiyse yazımın ortalarında belirttiğim gibi, bu değişimi yönetecek miyiz yoksa...

Değişime ve dönüşüme açık sağlıklı günler dilerim.

Cem Galip KAHVECİ, PCC

ICF Professional

2 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

PANDEMİ 2020